diogenes (mö 413-324)
m.ö. 411, 412 veya 413 yılında, sinop’ta dünyaya geldiÄŸi bilinen tarihte sinoplu diogenes(diyojen) diye ün yapan bu kinik filozof, asıl mesleÄŸi kuyumculuk olan ve parayı çok sevdiÄŸi için kalp para basan bir kalpazanın oÄŸludur. babası kalp para bastığı için sinop’tan sürülmüş, baba oÄŸul atina’ya gelip yerleÅŸmiÅŸlerdir.
diogenes, atina’da umduÄŸunu bulamamıştır. babası ile birlikte çok sıkıntı çekmiÅŸ, sefalet içinde yaÅŸamıştır.antisthenes’i tanımadan önceki hayati sefalettir, açlık, rezillik ve korkunç sıkıntılarla ilgili günlerin anıları içindedir; dostsuz, arkadaÅŸsız ve himayesiz kalan bu kiÅŸi farelere imrenecek kadar yokluklar içinde kalmış, bir gün yiyecek bulmak için koÅŸturan bir fareyi görünce: ” hele bak bu hayvan atinalıların mutfağına girmeyi biliyor da ben onların sofralarına oturamamak talihsizliÄŸindeyim” diye bağırmıştır. ve o andan itibaren hayvanların yaÅŸamını doÄŸaya daha uygun bularak onların yaÅŸamına özenmiÅŸtir. bu arada antisthene’in doÄŸaya uygun yaÅŸama çaÄŸrısını iÅŸitmiÅŸ ve ona koÅŸmuÅŸtur. bu inatçı adamın inadı ve ısrarına dayanamayan antisthene yeminini bozmuÅŸ ve yeniden öğretmenliÄŸe baÅŸlayarak diogenes’i yetiÅŸtirmiÅŸtir.
diyojen bir sürgündü, kötü bir suçla suçlanmış bir adamın oÄŸlu idi, her yerde ve herkes tarafından itilmiÅŸ, terzil edilmiÅŸ, hakaret ve istihkarla karsılaÅŸmış; sefaletin her çeÅŸidini tatmıştır. onda güçlü bir irade, kararlılık ve cesaret vardı. üstelik çok iyi konuÅŸuyordu, üstün ve pırıl pırıl bir zekaya sahipti. bütün bunlar antishene’in bu öğrencisine kendi felsefe ve öğretisini telkin, onu eÄŸitmek için yeterlidir.
özel hayatında fakirlikten baÅŸka bir ÅŸey yoktu. çok zaman kirli ve pis elbisesi ile ayrıca köpek derisine benzeyen mantosu ile dolaşır, geceleri heykel diplerinde ve sokak köşelerinde yatardı. bir keÅŸkülü, bir fıçısı ve bir sopası vardı. fıçının içinde yasaması herkesi ÅŸaşırtıyor, kendisine sual soranlara da köpek olduÄŸunu söylüyordu. fıçısından baÅŸka bir de çanağı vardı, baÅŸka eÅŸya kullanmıyordu. fakat bir gün bir çeÅŸme başında avucu ile su içen bir çocuÄŸu görünce, elindeki masrafa çanağı kırıp attı ve “bu çocuk bana fazladan eÅŸyam olduÄŸunu öğretti” diye söylene söylene uzaklaÅŸtı.
diyojen aşırı gururlu bir insandı ve herkesi küçümserdi. (!) sıradan insanlardan nefret eder ve hepsini o derece küçük görürdü ki, bir öğle vakti elinde fener “bir adam arıyorum” diye bağırarak atina sokaklarında dolaÅŸmış, böylece atina’da adam görmediÄŸini anlatmak istemiÅŸ. her ÅŸeye raÄŸmen atina’da sayılan bir insandı, krallar bile onun ilmine, zekasına ve kiÅŸiliÄŸine hürmet ederlerdi. corinth’e gelen büyük iskender, diyojen’i ziyaret etti ve bir dileÄŸi olup olmadığını sordu. o ise bu soruya “evet var, gölge etme baÅŸka ihsan istemem.” yanıtını verdi.
kış günleri çıplak ayaklarla karlar üzerinde dolaşır, donmuÅŸ heykelleri kucaklar, vücuduna zulüm ederdi. eflatun (plato), ona çılgın sokrat(sokrates) derdi. servet ve varlık düşmanı idi ve bunların erdeme (ahlakin övdüğü iyilikçilik, acıma, alçak gönüllülük, yiÄŸitlik, doÄŸruluk gibi niteliklerin adi, fazilet - virtue) ters düştüğünü iddia ederdi. zamanın felsefe (madde ve yaÅŸamayı ve bunların dünya, toplum, ruh gibi türlü belirtilerini neden, ilke, amaç bakımından inceleyen zihin çalışması ve bu çalışmanın verimi. 2. görüş, düşünce sistemi - philosophy) okullarına da dokunmaktan çekinmeyen çekinmeyen bir tabiata sahipti. günün hatiplerine “zamanın uÅŸakları” tabirini uygun görür, eflatun’un öğretimine “zaman kaybettirme” derdi. eflatun ona “çılgın sokrat” demiÅŸtir. servet ve varlık düşmanı olan diogenes bunların erdeme ters düştüğünü iddia etmiÅŸtir. o’nun felsefesine göre iki disiplin vardır.
1-ruh disiplini, 2-beden disiplini.
çok güzel konuşan, üstün zekası ile herkesi etkileyebilen bu ünlü kinik filozof bütün gariplik ve anormal hal ve tavırlarına rağmen saygı görmüş, ölümünden sonra onun adına korintoslular bir sütun, sinoplular da bir heykelini dikmişler, adını ve anısını yaşatmışlardır.
diyojen, mö. 324 yılında korintkos’ta ölmüş.
diyojen’in felsefesi(kinizm):
diyojen, insan için iki disiplin kabul ediyordu:
1- ruh disiplini,
2- beden disiplini.
ona göre beden disiplini jimnastikle elde edilebilirdi. ruh ise ancak erdem ile gelişebilirdi. erdemin ne olduğunu araştırmış onun doğaya uygun yaşamak olduğunu bulmuştu. yani bir insanin erdemli olabilmesi için doğaya uygun yaşaması gerekmekte idi. bu ise olabildiğince arzu ve ihtiyaçları azaltmak, hatta kaldırmaktan ibarettir. bu nedenle refah, nezaket, güzel sanatlar ve bilim cezalanmaları gereken fazlalıklardır; zenginlik, asalet, onur iğrenilecek şeylerdir. din ve kanunlar politikanın icatlarıdır. evlenme, mülkiyet kaldırılması gereken fazlalıklardır. zira doğa hükümetinde her şey ortaklaşadır. servet, kadınlar, çocuklar, hepside öyleliktir.
diyojen’den sözler
- gök aleminden söz eden bir adama:
“gökten ne zaman geldin?” diye sorarak ancak görülebilen ve mevcut ÅŸeylerden söz edilebileceÄŸini, bunun dışında hiçbir hakikatten bahsedilemeyeceÄŸini kanıtlamak ister.
- kendisinin vaktiyle kalpazanlıkla uğraştığını hatırlatanlara:
“evet, bir zamanlar sizlere benzemem lazım gelmiÅŸti. fakat ÅŸimdi, siz benim olduÄŸum hale asla gelemezsiniz.” diye cevap vermiÅŸtir.
- atina’da bir okula girdiÄŸi zaman, orada öğrencilerden baÅŸka birçok heykellerde gördüğünde, öğretmene dönerek: “oto, tanrıları da sayarsak epey öğrenciniz var.” der.
-fakirliÄŸine dokundurmak isteyen birine: “zengin olunursa istenildiÄŸi zaman, fakirlikte ise güç yettiÄŸi zaman.” yanıtını verir.
- kendisini iyi döşenmiÅŸ bir eve götüren bir adam “bir daha yerlere tükürmemesini” tembihlemeye kalkınca diyojen derhal adamın yüzüne tükürmüş ve “buradan daha kirli bir yer bulamadım.” yanıtını vermiÅŸtir.
diyojen’e, “hayvanlardan en ÅŸiddetli ısıran hangisidir?” diye sordular. “vahÅŸi hayvanlardan, insanın gıyabından konuÅŸanlar; ehli hayvanlardan ise, dalkavuklar,”diye cevap verdi.
nejat muallimoÄŸlu’nun düşünen insana hazineadlı kitabından diyojen’e ait sözler:
” diyojen’e, “dünyada en fena hal nedir?” diye sordular. “hem ihtiyar hem fakir olmaktır,” dedi.
” birisi, “adam ne vakit evlenmeli?” diye sordu. “genç ise, henüz evlenme zamanı gelmemiÅŸtir. ihtiyar ise, vakti geçmiÅŸtir, ” dedi.
” bir gün sokakta oturmuÅŸ ekmek yiyordu. gelip geçenler başına toplandılar; kendisine “köpek” dediler. diyojen, “köpek sizsiniz ki, ekmek yemekte olan bir adamın etrafını alıyorsunuz,” dedi.
” bir acemi, diktiÄŸi niÅŸana doÄŸru ok atmak üzere hazırlanıyordu. diyojen koÅŸarak gitti; niÅŸanın önüne oturdu. “ne yapıyorsun?” diye sordular. beni vurur, diye korktum, ” cevabını verdi.
” yakışıklı bir genç, bir takım çirkin sözler söylüyordu. diyojen dedi ki: “fildiÅŸi kından kurÅŸun kılıç çekmeye utanmıyor musun?”
” büyük iskender diyojen’i, birbiri üstüne yığılmış insan kemikleri içinden bir ÅŸey ararken gördü ve ne yaptığını sordu.
” diyojen, “babanızın kemiklerini arıyorum,” dedi. ” ama hangisinin kölelere, hangisinin babanıza ait olduÄŸunu kestiremiyorum.
” yunanistan’ın hangi tarafında akıllı adamlar gördüğünü sordular. “isparta’da pek çok çocuk gördüm,”dedi. “fakat hiçbir yerde adam görmedim.”
” birisi, ona astronomiden bahsedecek olsa, “gökyüzünden ne zaman döndünüz?” derdi.
” çalgıcıların uzun uzadıya saza düzen vermelerinden hiç hoÅŸlanmazdı. “bir kere akıl kanunu bozuk!” derdi. “önce ona düzen vermeye baksınlar.”
” derdi ki: “bir takım ehemmiyetsiz ÅŸeylerde, insanların, birbirlerinin önüne geçmeye çalıştıkları görülüyor. fakat, fazilet yolunda öne geçmeye gayret eden hiç görülmüyor.”
” gene bir defa sokak ortasında, “adamlar! adamlar! ” diye haykırmaya baÅŸladı. bir takım halk etrafına toplandı. diyojen, “ben adamları çağırıyorum! diye sopası ile onları ürküttü.
” bir gün hamama gireceÄŸi sırada suyun pis olduÄŸunu görünce, “burada yıkandıktan sonra temizlenmek için nereye gitmeli? ” diye sordu.
” bir gün ciddi, faydalı bir nutuk veriyordu. önünden çok sayıda adam geçtiÄŸi halde, onu dinlemeye raÄŸbet eden olmuyordu. birdenbire ÅŸarkı söylemeye baÅŸladı. halk derhal başına üşüştü. “sade eÄŸlence ararsınız. hiç doÄŸru söz dinlemek zahmetine katlanmazsınız!” diye hepsini azarladı.
” bir gün diyojen’e, “zalim denys dostlarını nasıl kullanır?” diye sordular. “dolu iken alınıp, boÅŸalınca atılan ÅŸiÅŸeler gibi,” dedi.
” diyojen derdi ki: “dengesiz arzular, insanları periÅŸan eden felaketlerin kaynağıdır. “iÅŸsiz adamların iÅŸidir aÅŸk!” “terbiye dairesinde söylenmiÅŸ bir nutuk, baldan örülmüş bir aÄŸ gibidir.”
” yeryüzünde en iyi ÅŸey nedir?” diye sordular. “hür olmak,” diye cevap verdi.
” “altının rengi neden sarıdır?” diye sordular. “kıskananı çoktur da ondan,” dedi.
” boyuna faziletten dem vurup öğütlerinden hiç birini yapmayanlar, çok güzel sesler çıkardıkları halde, hiçbir ÅŸey hissetmeyen musiki aletlerine benzerler, ” dedi.
” diyojen, sürdüğü hayatı pek çoklarının beÄŸendiÄŸini, ama onların pek azının kendisini taklide koyulduklarını da bilirdi. “pek itibarlı bir köpeÄŸim ben!” diyordu. “ama beni beÄŸenenlerden hiç birisinde benimle ava çıkacak kadar cesaret yok.”
” bir gün, her tarafı mermer ve altın yaldızlarla süslü, muhteÅŸem bir saraya girdi. bu güzelliÄŸi bir müddet hayranlıkla seyretti. sonra, bir öksürüktür tuttu onu. iki, üç defa arka arkaya öksürdükten sonra, kendisini sarayı gezdiren frikya’lının suratına tükürdü, ve,”kusura bakma!” dedi. “tükürecek daha pis bir yer bulamadım.”
” pis yerlerde oturduÄŸu için kendisine ileri geri söylenenlere ÅŸu cevabı verdi:”güneÅŸ daha da pis yerlere girer, ama hiçbir zaman bozulmaz.”
” bir eÅŸkıya, fakir olduÄŸu için ona hakaret etti. diyojen hiç kızmadı; sadece, “bir adama, fakir olduÄŸu için hakaret edildiÄŸini hayatımda hiç görmedim,” dedi. “ama pek çok insanın hırsızlıklarından ötürü asıldıklarını gördüm.”
” diyojen’e, “ihtiyarladınız. artık sizin dinlenmeniz gerek!” dediler. diyojen “niçin?” diye sordu. “eÄŸer koÅŸucu olsaydım, koÅŸunun sonuna doÄŸru yavaÅŸlamam mı gerekirdi? tam tersine bütün gücümle koÅŸmam gerek.”
” biri diyojen’e sordu: “ne zaman yemek yemeliyim?” diyojen cevap verdi: ” zengin isen, canının istediÄŸi zaman; fakir isen, bulduÄŸun zaman.”
” diyojen bir gün, bir adamın günahlarından temizlenmek için suda yıkanıp durmakta olduÄŸunu gördü. adama yaklaÅŸarak, “ey zavallı,” dedi, bilmez misin ki sen bu suda sabaha kadar da yıkansan - nasıl gramer hatası yapmaktan kurtulamazsan- günahlarından da kurtulacağın yoktur.”
” bir gün sokakta giderken hakimlerin, devlet hazinesinden bir küçük ÅŸiÅŸe çalmış bir adama iÅŸkence yapmak üzere götürdüklerini gördü, ve dedi ki: “iÅŸte, büyük hırsızlar bir küçük hırsızı yakalamış götürüyorlar.”
” onun ününü duyan büyük iskender atina’ya geldiÄŸinde, kendisine ne gibi bir yardımı, iyiliÄŸi dokunabileceÄŸini sorması üzerine, diyojen: ” gölge etme, baÅŸka ihsan istemen” karşılığını
kaynak:
http://www.sinop.gov.tr/s_unluler.asp#diog
Etiketler: diogenes, diyojen, felsefe, filozof


Noktanın Kullanıldığı Yerler

