Aile kavramı herkesin bildiği gibi önemli bir kurumdur, insanlık tarihinin başlangıcından bu yana en ilkel toplumlarda değişik yapıda da olsa her zaman aile adı verilen bir kurum var olmuştur. Ve bu kurum her zaman sosyal hayatın kaynağını ve temelini oluşturmuştur.
Tarım toplumuna geçildikten sonra bu günkü formasyonuna geçmeye başlayan aile kavramı içinde ana baba çocuk öğelerine ilaveten büyükbaba nine gibi amca hala gibi kan bağı bulunan kişilerinde bir arada yaşadığı geniş ve büyük aile ortaya çıkmıştır. Sanayi devrimi ile birlikte ana baba çocuktan oluşan çekirdek aile yapısı oluşmuştur. Kısacası geniş ve büyük aile çekirdek aileye dönüşmüştür. Günümüzde ise genelde geleneklerine bağlı hareket eden toplumlarda, özellikle bu toplumların az gelişmiş kesimlerinde geniş ve büyük aile yapısını sanayileşmiş ve kentli nüfusun yoğun olduğu toplumlarda, çekirdek aile yapısının devam ettiği görülmektedir.
Aile Türk toplumunun temelidir. Bireylerden oluşan ailenin toplumun temelini oluşturması onun sosyal yanını da ortaya çıkarmaktadır.
Sosyal yapı olarak ailenin görevlerini iki temel esasta toplamak mümkündür.
1.Ailenin biyolojik görevi neslin devamını sağlamak
2.Toplumun değerlerini ve kültürünü, korumak ve yaşatmaktır.
Bu önemli görevleri yüklenmiş olan ailenin fiziksel, ruhsal sosyal yönden ideal yapıda olması toplumun sağlıklı olabilmesi için vazgeçilmezdir. Aile kurumunun temelinde olan birbirinin sorumluluğunu hissetme duygusu aile içinde güvenlik ve güç kaynağı yarattığı gibi bu psikoloji toplamada yansımakta ve bir toplumunda kendi içinde birbiriyle dayanışmaya girebilmesine kaynak teşkil etmektedir. Bu ideal yapının sağlanabilmesinde asıl yük kadının sırtındadır. Aileyi meydana getiren iki ana unsurdan birisi olan kadının en zor en kutsal görevi anneliktir.
Toplumumuzun geleceği olan çocuklarımızı dünyaya getirilmesinde, sağlıklı yetişmesinde beslenmesinde, sosyal bir varlık haline dönüştürülmesinde en konuda yük annenin omuzlarındadır.
Türk milleti uzun ve hareketli tarihinden dolayı çeşitli coğrafyalarda ve değişik dönemlerde farklı sosyal yapılarda görülmüştür.
Bilinen en eski yazılı kaynağı olan Orhun kitabelerinde oğuş olarak geçen aile Türk toplumunun temeli durumundadır. Aile kurmanın şartı olarak evlilik müessesi kabul edilmiş bunun dışında başka bir araca Türk töresi izin vermemiştir. Bu yapıda baba otoritesinin geçerli olduğu hukuki bir temel üzerine oturan aile içi bir düzen söz konusudur.
Anneye saygı gösterilmesine özel önem verilmiştir. Anne kararlarda söz hakkına sahip olmuş ve anneye saygı gösterilmesine özel önem verilmiştir.
Tarih içinde önemli değişiklikler yaşanmışsa da bugün ailelerin gerek aile içindeki gerekse Türk toplumu içindeki konumu ve önemi temelde aynıdır. Bunun bir iz düşümüm olarak Türk devleti baba olarak adlandırılmış vatan ana olarak nitelendirilmiştir.
Toplumumuz toprağı ve devleti ile birlikte tek bir aile gibi telaki edilmiştir.
Türk kültüründe kadının konumuna baktığımızda Türk milletinin tarihi seyri içinde baştan itibaren kadın erkek ayrımına rastlanmamaktadır. Kadı ata binip silah kullanabildiği gibi elçi, vali ve hükümdar olabilmekteydi.
Hakanlar fermanlarına hakan ve hatun emrediyor sözleriyle başlar yabancı devlet temsilcileri veya elçiler ancak hatun bulunduğu zaman hakan tarafından kabul edilir, antlaşmalara hatunda iştirak ederdi. Antlaşmalara hakan buyruğunun yanında hatun imzası tamamlayıcı unsurdur.
Devlet idaresinde görev alan kadı yetkilerine rağmen evinin tek kadını, iş göreni ve çocuklarının annesidir. Türk kültüründe aile içinde kadına yer verilmesi hususu Türklerin İslamiyet’i kabul etmesinden sonrada devam etmiştir.
İslam’ın cahiliye devri adetlerine son vererek kadına deÄŸer vermesi ve onu meta olarak deÄŸil insan olarak kabul eden annelik vasfı sebebiyle kutsayan anlayışı, Türkün sosyal hayattaki uygulaması ile birleÅŸince daha ileri ve daha güzel bir model ortaya çıkmıştır. Dini ve örfi törenlerin dışında Türk sosyal yapısına da paralel olarak kadınlar devlet idaresinde de sorumluluk alır bir konuma gelmiÅŸtir. TuÄŸrul beyin eÅŸi Altuncan, Alparslan’ın eÅŸi Seyide hatun gibi örneklerde kadınlar hem sorumluluk almışlar hem de eÅŸlerinin en büyük yardımcıları olmuÅŸlardır.
İslam’ın sosyal hayat anlayışını bu anlamda Türk milleti önemli bir katkı yapmıştır. Osmanlı Devletinin duraklama çağına kadar devam eden bu süreç zamanla kadınlar açısından aleyhe dönmeye baÅŸlamıştır.
Sosyal haklardan yoksun kalmaya başlayan Türk kadını, Osmanlı Devletinin gerilemeye başlaması ile toplumun iyice dışına çıkmıştır. 19. yüzyılın başına kadar devam eden bu olumsuz tablo (Genç Türkler) hareketinde etkisiyle değişmeye başlamış. Kadınların eğitim almasına önem verilmiştir.
Kızlar için açılan yeni ilkokul, ortaokul, sanat okulu ve öğretmen okullarının yanında kadınlar üniversiteye kaydolmaya gazete ve dergilerde yazı yazmaya hatta gazete çıkarmaya başlamışlardır. 1895 de çıkarılan kadınlar için gazete tamamıyla, kadınlardan oluşan bir kadronun eseridir.
İlk kadının yazarımız Fatma Aliye’dir. Kadının statüsünün deÄŸiÅŸmesinde ve Türk kültürünün kökeninde bulunan kadınlara tanınan haklara kavuÅŸmaya baÅŸlamasında, Ziya Gökalp’ Ömer Seyfettin gibi önemli düşünürlerin büyük katkısı olmuÅŸtur.
Devletimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk fikirlerimin babası dediği Ziya Gökalp 20. yüzyılın başında kadının daha fazla eğitim alması gerektiğini savunmakta, kadının özgürlüğü gerçekleşmeden, bir milletin kalkınmasının söz konusu olamayacağı ileri sürülmekteydi.
Özelikle 1924 tarihli tevhidi tedrisat kanunu ile cumhuriyetin kadı devrimi başlatılmıştır. 1926 yılında medeni kanunun kabulü ile aile içinde kadın ve erkek henüz pek çok Avrupa ülkesi kadınlarının üstünde bulunacak bir biçimde birbiriyle eşitlenmiştir.
İlerleyen süreçte Atatürk’ün kadınlara yönelik olarak attığı ve Türk kadınını toplumsal yaÅŸama daha fazla katan olumlu adımların temelinde bu anlayış yatmaktadır. Batı toplumlarında kadınlar haklarına kavuÅŸabilmek için uzun süre mücadele etmek zorunda kalmışken, Türk kadını haklarını Türk erkeÄŸinin ve özellikle devletinin liderinin desteÄŸi ile sahip olmuÅŸtur. KurtuluÅŸ savaşındaki olaÄŸan üstü gayret ve fedakârlığı ile fazlasıyla hak etmiÅŸtir. DeÄŸiÅŸen sosyal yapı ve ÅŸartlar içerisinde Türk toplumunda kadının gördüğü saygı ve Türk toplumu içindeki konumu özellikle kırsal alanda tam anlamıyla yansımamış kırsal kesimde kadınların ev dışındaki etkileri azalmıştır. EÄŸitim imkânlarından yeterince yararlanamamışlar, bunun neticesinde eÄŸitimde geri plana kalmışlardır.
Kırsal kesimde kadınlar, yöreden yöreye fark etse de daha çok tarlada çalışabilmiş ve ayrıca ev işlerini de yapma yükünü çekmişlerdir.
Mustafa Kemal ATATÜRK, 1923 yılında Konya’da yapmış olduÄŸu bir konuÅŸmada “Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde Anadolu köylü kadınının fevkinde mesaisi zikretmek imkânı yoktur ve dünyada hiçbir kadın, ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım; milletimi, kurtuluÅŸ ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar hizmet gösterdim diyemez.” demiÅŸtir.
20.Yüzyılın son çeyreğinden itibaren bu durum kırılmaya başlamış ve olumlu yönde hayli mesafe alınmıştır. Kırsalda yaşayan kadınlarımız için bu mesafe geçerli olamamıştır.
Hâlbuki bir erkeği eğitirsen bir kişiyi, bir kadını eğitirsen bir aileyi eğitmiş olursun atasözü, kadının aile ve toplum içindeki önemini ve toplum kalkınmasındaki rolünü açıkça ortaya koymaktadır.
Kadının eğitim durumu geliştikçe ve yükseldikçe aile harcamaları daha düzenli olduğu, çocuk yetiştirmede daha bilimsel davrandığı, sağlık konusunda daha titiz hareket ettiği, ailenin geleceği konusunda daha gerçekçi kararlar aldığı gözlenebilmektedir. Yuvayı dişi kuş yapar atasözümüz bunun en veciz şekilde ifade edilmiş halidir.
Oysa Türk kadını geleneksel anlamda ekonomik olarak ailesine bağlıdır. Bireysel olarak ekonomik bağımsızlığını kazanmış olsa bile ülkemizde değiştiremediğimiz bazı gerçekler vardır: Berdel, başlık parası, töre ve namus cinayetleri, dayak, baskı ve gelenekler; erkeklere göre ekonomik ve sosyal statülerindeki düşüklük, eğitimsizlik.
Türk kadını öncelikle sahip olduğu hakları bilmeli ve bu hakların öneminin bilincinde olmalıdır. Ne yazık ki kadınlarımızın yaşadığı hak ihlalleri ilk önce ailede başlamaktadır. Ailede demokrasi olmadan toplumda da demokrasi olmayacaktır. Bu nedenle kadınlar sahip oldukları hakları doğru ve yerinde kullanmaya gayret sarf etmelidir.
Biz kentli aydın kadınlarda kendileri kadar eğitilmemiş hem cinslerine ulaşarak onlara bu hakları öğretmeyi ve bu haklarının bilincinde olmayı kendilerinin öncelikli misyonu olarak görmelidir.
Seçme ve seçilme hakkı gibi siyasi alandaki bazı hakların, kadınlar tarafından yeterince önemsenmemesi bu hakları kullanma arzusunun gerektiği şekilde ve gerektiği kadar ifade edilmemesidir.
Sahip oldukları hakları etkili ve verimli kullanmakla, bu haklara hiç sahip olmamak arasında sonuç itibariyle çok büyük fark yoktur.
Sonuç olarak Aile bütün canlılar için varlığı ve gerekliği yadsınamaz. Bir olgudur. İnsanlar için önemi diğer canlılara kıyasla olmazsa olmaz niteliktedir.
Küreselleşmenin hayatın her alanında yol açtığı tahribattan nasibini alan aile kurumunun kendi içyapısını koruyabilmesinin aslında bütün bir toplumun yapısının korunması anlamına geldiğini fark edebilmesinin önemi bu noktada daha da önemlidir. Bunu hızla yok olan değerlerimizde somut olarak görebiliriz. Oysa değerler cinsiyet taşımaz, namus, başarı, dürüstlük, cömertlik, vatanseverlik, şefkat, merhamet kavramlarının hiç biri yalnızca kadına ya da erkeğe ait değildir.
Bu değerlerin yaşatılması ve korunması ancak sağlıklı bireylerden oluşan ailelerin oluşturduğu toplumlarda mümkündür. İşte bu noktada kadının önemi ve değeri bir kat daha artmaktadır.
Türk kadınının gerek Türk aile yapısının ve Türk milli kültürünün korunmasında ve geliştirilmesinde, gerekse bütün Türk milletinin geleceğinin şekillendirilmesindeki hayati ağırlığının Türk kadının yükünün daha da artmasına yol açtığı açıktır. Bu nedenle Türk kadını sorumluluğunun farkında ve tarihi yükü kaldırmak azim ve gayreti içinde olmalıdır. Beklentilerimizin büyük olması ise bizi yıldırmamaktadır. Bu yükü layıkıyla kaldırabileceğine olan güvenimizi daha da artırmaktadır.
Etiketler: sosyoloji, turk toplumunda aile, turk toplumunda kadin, turk toplumunun yapisi


Noktanın Kullanıldığı Yerler


Åžubat 17th, 2008 tarihinde , saat 22:28
ben bu siteyi ödev araşdırmak için girmişdim ama çok güzel bir site beğendim ama burda erkekler hakkında bahsetilmemiş
Mart 18th, 2008 tarihinde , saat 19:57
çok begendim
Nisan 20th, 2008 tarihinde , saat 21:19
ben de ben ce çok beÄŸendim ama merve arkdasımın dediÄŸi gibi erkeklerden bahsedilmemiÅŸ…..